Hava Durumu

#Eğitim

- Eğitim haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Eğitim haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

LEVENT İNCE: “İNSAN, ÖNCE KENDİ SESİNİ BULMALI” Haber

LEVENT İNCE: “İNSAN, ÖNCE KENDİ SESİNİ BULMALI”

Yaklaşık 30 yıl önce Başkent İletişim Akademisi’ni kuran Levent İnce, iletişimden eğitime, diksiyondan sanata, gençlerin dünyasından teknolojinin değiştirdiği iletişim biçimlerine kadar birçok konuda dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. İnsanların kendini ifade etme ihtiyacının teknolojiye rağmen değişmediğini belirten İnce, etkili iletişimin yalnızca güzel konuşmaktan ibaret olmadığını vurguladı. İnce’ye göre ses, insanın karakterinin ve iç dünyasının görünmeyen bir yansıması. Eğitimin bilgi aktarmaktan çok insanın içindeki potansiyeli ortaya çıkarması gerektiğini söyleyen Levent İnce, gençlere ise “Başkalarının sesine benzemeye çalışmayın. Kendi sesinizi bulun” çağrısında bulundu. “İNSANIN ANLAŞILMA ARZUSU HİÇ DEĞİŞMEDİ” Soru: Başkent İletişim Akademisi’ni yaklaşık otuz yıl önce kurdunuz. Geriye baktığınızda sizi hâlâ heyecanlandıran şey nedir? Levent İnce: Kurumu kurduğum günle bugün arasında değişmeyen tek şey, insanın kendini ifade etme ihtiyacı. Teknoloji değişti, iletişim araçları değişti, hatta insanların dikkat süreleri bile değişti. Ancak insanın anlaşılma arzusu hiç değişmedi. Beni hâlâ heyecanlandıran şey, bir insanın kendi potansiyelinin farkına vardığı o anı görebilmek. Çünkü eğitim dediğimiz şey, bilgi aktarmaktan çok kişinin içinde zaten var olan cevheri görünür kılmaktır. Her yıl binlerce insanla karşılaşıyoruz. İçlerinden bazıları ilk gün konuşmaya çekinirken birkaç ay sonra sahneye çıkıyor, mikrofon başına geçiyor ya da kamera karşısında kendine güvenle durabiliyor. İşte o dönüşüm benim için hâlâ mucizevi. “SES, KARAKTERİMİZİN GÖRÜNMEYEN YÜZÜDÜR” Soru: Hayatınızı iletişim, dil ve ses üzerine kurmuş birisiniz. Sizce insanın sesi neden bu kadar önemli? Levent İnce: Çünkü ses yalnızca duyulan bir şey değildir; aynı zamanda hissedilen bir şeydir. İnsanlar çoğu zaman ne söylediğimizi değil, nasıl söylediğimizi hatırlar. Ses, karakterimizin görünmeyen yüzüdür. Bir insanın özgüveni, kaygıları, heyecanları, hatta hayata bakışı sesine yansır. Bu nedenle ben sesi yalnızca teknik bir konu olarak görmüyorum. Ses, insanın iç dünyasının akustik bir yansımasıdır. Kendi sesini bulamayan insanın, kendi kimliğini tam anlamıyla bulmasının da zor olduğuna inanıyorum. “ARTIK DİKKAT EN KIT KAYNAK” Soru: Günümüzde sosyal medya sayesinde herkes konuşuyor. Buna rağmen diksiyon ve etkili konuşmanın neden daha da önemli hâle geldiğini düşünüyorsunuz? Levent İnce: Çünkü artık dikkat en kıt kaynak. Eskiden konuşabilmek avantajdı. Bugün ise kalabalığın içinde fark edilebilmek avantaj. Milyonlarca insan aynı anda konuşuyor. Bu durumda asıl mesele ses çıkarmak değil, anlam üretmek. İyi konuşmak, yüksek sesle konuşmak değildir. Doğru düşünmek, doğru kelimeyi seçmek ve doğru duyguyu aktarabilmektir. İletişim çağında yaşıyoruz ama paradoksal biçimde birbirimizi anlamakta zorlanıyoruz. Bu yüzden etkili konuşma hiç olmadığı kadar değerli. “BİZİM İŞİMİZİN MERKEZİNDE İNSAN VAR” Soru: Oyunculuk, spikerlik, seslendirme ve diksiyon gibi alanların ortak noktası nedir? Levent İnce: İnsan. Biz aslında farklı meslekler öğretmiyoruz; insanın kendini ifade etme kapasitesini geliştiriyoruz. Oyunculukta karakter yaratıyorsunuz, spikerlikte güven oluşturuyorsunuz, seslendirmede duygu aktarıyorsunuz, diksiyonda ise düşünceyi berraklaştırıyorsunuz. Ama hepsinin merkezinde insanın kendisini tanıma yolculuğu var. Bu nedenle eğitimlerimizi yalnızca teknik beceri eğitimi olarak görmüyorum. Onlar aynı zamanda kişisel dönüşüm süreçleri. “BÜYÜK SANAT BİZİ DEĞİŞTİRİR” Soru: Sanat sizin için ne ifade ediyor? Levent İnce: Sanat, insanın dünyayla yaptığı en dürüst konuşmadır. Bir resim, bir şiir, bir tiyatro oyunu ya da bir film… Hepsi insanın varoluşuna dair sorduğu soruların farklı biçimlerdeki cevaplarıdır. Ben sanatı bir estetik faaliyet olmanın ötesinde, bir farkındalık alanı olarak görüyorum. İyi sanat bizi eğlendirebilir ama büyük sanat bizi değiştirir. Dünyaya başka gözlerle bakmamızı sağlar. “BUGÜNÜN GENÇLERİNİN CESARETİNİ KIYMETLİ BULUYORUM” Soru: Bugünün gençlerinde sizi en çok etkileyen şey nedir? Levent İnce: Cesaretleri. Bizim kuşağımız birçok şeyi sorgulamadan kabul etti. Bugünün gençleri ise sorguluyor. Bu bazen eleştiriliyor ama ben bunu son derece kıymetli buluyorum. Soru soran insan düşünür. Düşünen insan üretir. Üreten insan dönüştürür. Toplumların gelişimi de tam olarak böyle gerçekleşir. “BİLGİ CEBİMİZDE AMA ANLAM ÜRETMEK HÂLÂ ZOR” Soru: Uzun yıllardır eğitim dünyasının içindesiniz. Eğitim hakkında sizi en çok düşündüren konu nedir? Levent İnce: Bilgiye ulaşmanın kolaylaşmasına rağmen bilgeliğin aynı hızda artmaması. Bugün bilgi cebimizde ama anlam üretmek hâlâ zor. Bu nedenle geleceğin eğitiminin, bilgi aktarmaktan çok düşünme becerisi kazandırmaya odaklanması gerektiğine inanıyorum. Ezberleyen değil, yorumlayan insanlar yetiştirmeliyiz. “İNSAN KENDİNİ GELİŞTİRMEYİ BIRAKTIĞI GÜN YAŞLANMAYA BAŞLAR” Soru: Bugüne kadar öğrendiğiniz en önemli hayat dersi nedir? Levent İnce: İnsan kendisini geliştirmeyi bıraktığı gün yaşlanmaya başlar. Yaş almak kaçınılmazdır ama zihinsel canlılık bir tercihtir. Ben hâlâ öğreniyorum, hâlâ okuyorum, hâlâ merak ediyorum. Merak duygusunu kaybetmediğiniz sürece hayat size yeni kapılar açmaya devam ediyor. “BAŞKALARININ SESİNE BENZEMEYE ÇALIŞMAYIN” Soru: Son olarak genç sanatçılara ve iletişim alanında kariyer yapmak isteyenlere ne söylemek istersiniz? Levent İnce: Başkalarının sesine benzemeye çalışmayın. Kendi sesinizi bulun. Çünkü dünyada sizden bir tane daha yok. Gerçek başarı, bir başkasının kopyası olmakta değil; kendi özgünlüğünüzü cesaretle ortaya koyabilmektir. Sanatın da, iletişimin de, hayatın da özü budur. Son söz olarak şunu söylemek istiyorum: “Dilini kaybeden toplum, hafızasını da kaybeder.” Bu ülkenin bir vatandaşı olarak bu prensibi toplumsal bir görev olarak benimsedim.

BÜYÜK ONUR! Türkiye, Global Klinik Araştırmalarda Bölgesel Merkez Olma Yolunda  Haber

BÜYÜK ONUR! Türkiye, Global Klinik Araştırmalarda Bölgesel Merkez Olma Yolunda 

23. Türkiye Hemofili Kongresi bu yıl 15-17 Nisan 2026 tarihlerinde Antalya Pine Beach Belek Otel Kongre Merkezi’nde Türkiye Hemofili Derneği ve Hemofili Federasyonu’nun ev sahipliğinde düzenleniyor. Kongrenin ilk günü olan 15 Nisan Çarşamba “Dünya Hemofili Günü” kapsamında Türkiye Hemofili Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Bülent Zülfikar başkanlığında basın toplantısı düzenlendi. Hemofili Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematolojisi öğretim üyesi Prof.Dr.Kaan Kavaklı ile Fransa - Lyon Universitesi Hemofili Merkezi ve Hemostaz Ünitesi Başkanı Prof.Dr.Yeşim Dargaud’un da değerli bilgiler paylaştığıtoplantıda; Hemofili tedavisindeki yenilikler, bilimsel gelişmeler, tedaviye erişim ve gelecek vizyonu değerlendirildi. Hemofili konusunda son yıllarda Türkiye’de yapılan toplantılar, sosyal ve bilimsel faaliyetler, dünyanın önde gelen bilim platformları tarafından yakından takip ediliyor. Kuşkusuz “Türkiye Hemofili Kongresi” bu çalışmaların ön sıralarında yer alıyor. Basın toplantısında açıklamalarda bulunan Türkiye Hemofili Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Bülent Zülfikar şunları söyledi; “Türkiye olarak Hemofili konusundaki klinik çalışmalara katkımız yüksek. Bugün baktığımızda dünya çapında yürütülen 1102 klinik çalışmanın 121’inde Türkiye yer alıyor. Bu bizim için çok değerli bir veri.” 17 Nisan Dünya Hemofili Günü kapsamında konuşmasına devam eden Zülfiikar ortopedik komplikasyonlar, protez gereksinimleri, ameliyat maliyetleri ve ekonomik-sosyal etkiler ile hasta derneklerinin farkındalık oluşturmadaki rolüne değindi ve sözlerine şöyle devam etti; “Türkiye'de devlet geri ödeme mekanizmalarının (SGK) güçlü olması sayesinde faktör tedavilerine erişim geçmişe göre çok daha iyi hale geldi. Bu, hem hastalar hem de hasta yakınları için çok sevindirici. Türkiye’deki Hemofili konusunda uzman merkezler sayesinde erken tanı ve tedavi süreci de olumlu yönde ilerliyor. Yeni ilaçların ülkeye girişiyle birlikte daha kolay uygulanabilir ürünlere geçiş gündemde; bunun yaygınlaştırılması için karar, düzenleme ve finansal mekanizmların devam etmesi gerekiyor.” Tedavinin sağlık sistemi üzerindeki ekonomik getirilerine de değinen Zülfikar;”Yeni gelişmeler; protez ameliyatlarının azalması, hastanede yatış sürelerinin kısalması ve ameliyat maliyetlerinin düşmesi gibi tasarruf potansiyelleri de sunuyor” dedi. “Deri altı uygulamalar sayesinde çocuklar ve erişkinlerde hem yaşam süresi uzuyor hem de yaşam kaliteleri iyileşiyor” Hemofili tedavisine yönelik son 15 yıldaki gelişmelerin önemini vurgulayan Prof.Dr.Yeşim Dargaud ise şunları söyledi; “Özellikle son 5-6 yılda deri altı (subkutan) tedaviler hastaların yaşam kalitesini ciddi oranda yükseltti. Bu tedaviler yeni doğandan erişkine kadar kullanım kolaylığı sağlıyor ve beyin kanaması gibi ağır komplikasyonları azaltıyor. Mevcut gelişmeler, hastalara aspirin gibi kardiyovasküler tedaviler uygulanabilmesini mümkün kılıyor. Erişkin hastaların genel sağlık sorunlarının tedavisini kolaylaştırıyor. Yakın gelecekte 2. ve 3. jenerasyon subkutan ürünler ile gen tedavisi konusunda gelişmeler kaydedilecek.” Gen tedavisinin Hemofili B’de daha olumlu sonuç verirken,Hemofili A’da ticari ve teknik nedenlerle bazı ürünlerin geri çekilmesi nedeniyle kısmi belirsizlikler bulunduğunu söyleyenProf.Dr.Kaan Kavaklı; “Erken tanı, uzman merkezlerde yoğunlaşmış bakım ve güncel tedavilere hızlı erişim sayesinde hastaların normal yaşam süreçlerini sürdürmeleri mümkün hale geldi; gençlerin eğitim, istihdam ve sosyal aktivitelere katılımı arttı. Öte yandan haftada birkaç kez damar yoluyla tedavi gerektiren dönemlerin yerini daha kolay uygulamalar aldığı için aile yükü ve psikososyal baskı azaldı. Ancak erişkin dönemde geçmişten kalan eklem hasarları (artropati) nedeniyle protez ve ortopedik müdahale ihtiyacı sürebiliyor; eklem tamirini geri döndürecek yeni tedavi boşlukları halen var” dedi. Tanı ve tedavi merkezlerinin sayısının artırılması gerektiği, mevcut merkezlerin büyük şehirlerde yoğunlaştığı ve ülke çapında yaygınlaşmanın hedeflendiğini vurgulayan Prof.Dr.Bülent Zülfikar sözlerine şöyle devam etti; “Hekim, hemşire ve sağlık personelinin eğitilmesi; hasta dernekleri ile sağlık ekiplerinin entegre çalışması ve hasta ailelerinin bilgilendirilmesi öncelikli olmalı. Bu noktada ulusal kongreler, hasta eğitimi oturumları ve hasta-hekîm iş birlikleri, farkındalık ve bakım kalitesini yükseltmede önemli rol oynuyor”.

Oyunculuğa Sessiz Ama Kararlı Bir Başlangıç: Tuana Mina Bahadır Haber

Oyunculuğa Sessiz Ama Kararlı Bir Başlangıç: Tuana Mina Bahadır

Türkiye’de oyuncu olmak isteyen milyonlarca insan varken, bu yolu bir heves değil bilinçli bir süreç olarak gören isimlerden biri de Tuana Mina Bahadır. Oyunculuğa yeni adım atan Bahadır, sektöre bakışını, beklentilerini ve hedeflerini samimi ifadelerle anlattı. Kendini geliştirmeyi merkeze alan bir anlayışla yola çıktığını söyleyen Tuana Mina Bahadır, oyunculuk merakının çocukluktan gelen bir gözlem ve ifade ihtiyacından doğduğunu belirtiyor. Oyunculuğu yalnızca görünür olma isteğiyle değil, uzun soluklu bir meslek olarak gördüğünün altını çiziyor. “Oyunculuk benim için sadece kamera önünde olmak değil; insanı, duyguyu ve hikâyeyi anlamakla ilgili bir yolculuk,” diyen Bahadır, bu yolda sabır ve disiplinin en önemli unsurlar olduğunu vurguluyor. Henüz yolun başında olmasına rağmen farklı projelerde yer alan Bahadır, kısa deneyimlerin bile mesleğe bakışını ciddi şekilde değiştirdiğini söylüyor. Kamera önünün göründüğü kadar kolay olmadığını, ekip çalışması ve disiplinin bu işin temelini oluşturduğunu ifade ediyor. Eğitim konusuna özel önem verdiğini belirten genç oyuncu, oyunculuğun yalnızca yetenekle değil, sürekli çalışmayla inşa edilebileceğini savunuyor. Diksiyon, beden dili ve kamera önü oyunculuğu üzerine kendini geliştirmeye devam ettiğini dile getiriyor. Sektördeki hızlı görünür olma isteğine de mesafeli duran Bahadır, sabrı şu sözlerle tanımlıyor: “Her rol, her set bir basamak. Acele etmek yerine sağlam ilerlemek uzun vadede daha doğru.” “Herkes oyuncu olabilir mi?” sorusuna ise net ama gerçekçi bir yanıt veriyor. Ona göre bu meslek; empati, gözlem yeteneği, eleştiriye açıklık ve disiplin gerektiriyor. Bu özellikleri geliştirenlerin oyunculukta daha kalıcı olabileceğini düşünüyor. Rol seçiminde projenin büyüklüğünden çok, rolün kendisine ne kattığına baktığını belirten Bahadır, küçük ama öğretici işlerin kendisi için daha kıymetli olduğunu söylüyor. Oyunculuk hayali kuran ama cesaret edemeyen gençlere de seslenen Tuana Mina Bahadır, hayallerin küçümsenmemesi gerektiğini ancak gerçekçi bir bakış açısının şart olduğunu vurguluyor: “Çalışmaya, öğrenmeye ve sabırlı olmaya hazır olan herkes kendi yolunu çizebilir. Önemli olan vazgeçmemek.” Oyunculuk yolculuğunun başında olmasına rağmen duruşu ve yaklaşımıyla dikkat çeken Tuana Mina Bahadır, sektöre sessiz ama kararlı bir adım atıyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.