Hava Durumu

#Sosyal Medya

- Sosyal Medya haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Sosyal Medya haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

LEVENT İNCE: “TAKLİT EDEREK DİKKAT ÇEKEBİLİRSİNİZ; ÖZGÜN OLARAK İZ BIRAKIRSINIZ” Haber

LEVENT İNCE: “TAKLİT EDEREK DİKKAT ÇEKEBİLİRSİNİZ; ÖZGÜN OLARAK İZ BIRAKIRSINIZ”

Başkent İletişim Akademisi Kurucusu Levent İnce, Breaking News Genel Yayın Yönetmeni Savaş Uğurlu’nun sorularını yanıtladı. İletişim eğitiminden yapay zekâya, medya sektörünün geleceğinden gençlerin kariyer yolculuğuna kadar birçok konuda değerlendirmelerde bulunan İnce, iletişim dünyasında kalıcı olmanın yolunun özgünlükten geçtiğini söyledi. 1999 yılında Başkent İletişim Akademisi’ni kurarken amacının yalnızca bir eğitim kurumu oluşturmak olmadığını belirten Levent İnce, insanların kendi seslerini bulabilecekleri bir alan yaratmayı hedeflediğini ifade etti. İnce, “İnsanların büyük bir kısmı aslında bilgisizlikten değil, kendilerini ifade edememekten dolayı geride kalıyor. Çok şey biliyorlar ama anlatamıyorlar. Çok şey hissediyorlar ama aktaramıyorlar” dedi. İletişim eğitimini teknik becerilerin ötesinde değerlendirdiğini vurgulayan İnce, diksiyon, oyunculuk ve spikerliğin insanın kendisini keşfetme yolculuğunun parçaları olduğunu söyledi. “ŞÖHRET İLE BAŞARI AYNI ŞEY DEĞİL” Savaş Uğurlu’nun, iletişim, medya ve oyunculuk sektörlerine adım atmak isteyen gençlerin en büyük yanılgısının ne olduğuna ilişkin sorusuna İnce, “Şöhret ile başarıyı aynı şey sanmaları” yanıtını verdi. Sosyal medya çağında görünür olmanın kolaylaştığına ancak görünür olmak ile değer üretmenin aynı anlama gelmediğine dikkat çeken İnce, gençlerin sonuçtan çok sürece odaklanmaları gerektiğini söyledi. İnce, “Ekranın arkasında yıllar süren emek, disiplin, eğitim ve sabır vardır. İletişim dünyasında kalıcı olmak istiyorsanız önce kendinizi inşa etmeniz gerekir. Çünkü insanın kariyeri, karakterinin önüne geçtiğinde başarı kısa ömürlü olur” ifadelerini kullandı. “GELECEĞİN EN DEĞERLİ BECERİSİ BİLGİYİ ANLAMLANDIRMAK OLACAK” Yapay zekânın iletişim dünyasını ve eğitim sistemini hızla değiştirdiğini belirten İnce, bilgiye ulaşmanın artık tek başına yeterli olmadığını söyledi. Geleceğin iletişimcilerinde eleştirel düşünme, yaratıcılık ve empati becerilerinin öne çıkacağını ifade eden İnce, “Bir zamanlar insanlar bilgiye ulaşmak için yıllar harcıyordu. Bugün birkaç saniyede ulaşabiliyoruz. Bu nedenle geleceğin en değerli becerisi bilgi sahibi olmak değil; bilgiyi anlamlandırabilmek olacak” dedi. Yapay zekânın birçok işi kolaylaştıracağını kaydeden İnce, teknolojinin insanın merak etme, sorgulama ve özgün düşünme becerisinin yerini alamayacağını vurguladı. “TAKLİT EDEREK DİKKAT ÇEKEBİLİRSİNİZ” Başkent İletişim Akademisi mezunlarının sektörde fark yaratmasını sağlayan temel unsurun özgünlük olduğunu belirten İnce, kariyerlerinde uzun süre kalıcı olmayı başaran isimlerin ortak özelliklerinden birinin kendi kimliklerini ortaya koyabilmeleri olduğunu söyledi. İnce, bu konudaki yaklaşımını şu sözlerle anlattı: “Taklit ederek dikkat çekebilirsiniz ama özgün olarak iz bırakırsınız.” Akademide öğrencilere yalnızca meslek öğretmediklerini ifade eden İnce, gençlerin kendi kimliklerini oluşturabilmelerine ve özgüven kazanmalarına da önem verdiklerini belirtti. “GÜVEN, İLETİŞİMİN TEMEL PARA BİRİMİDİR” Medya ve iletişim dünyasında hızın artmasının etik üzerinde baskı oluşturduğunu belirten İnce, özellikle “ilk olma” yarışının doğru bilgi ve derinliğin önüne geçmemesi gerektiğine dikkat çekti. “Güven, iletişimin temel para birimidir” diyen İnce, genç iletişimcilere doğru bilgiye sadık kalmaları, insan onuruna saygı göstermeleri ve popülerlik uğruna karakterlerinden vazgeçmemeleri çağrısında bulundu. “TEKNOLOJİYE HÂKİM OLUN AMA TESLİM OLMAYIN” Önümüzdeki 10 yılda medya ve içerik üretiminde önemli bir dönüşüm yaşanacağını belirten İnce; yapay zekâ tarafından üretilen içeriklerin artacağını, sanal sunucuların ekranlarda daha fazla görüleceğini ve dijital platformların ağırlığının büyüyeceğini ifade etti. Ancak teknolojideki bütün değişime rağmen iletişimin merkezinde insanın kalacağını söyleyen İnce, “İnsan yine güvenmek isteyecek. İnsan yine etkilenmek isteyecek. İnsan yine hikâyelere ihtiyaç duyacak” dedi. Gençlere teknolojiye hâkim olmalarını ancak teknolojiye teslim olmamalarını öneren İnce, “Araçlar değişir. İnsan değişmez. İletişimin özü hâlâ insan ruhuna dokunabilme becerisidir” ifadelerini kullandı. GENÇLERE SON MESAJ Breaking News Genel Yayın Yönetmeni Savaş Uğurlu’nun, “Bugün Türkiye’deki gençlere tek bir cümleyle seslenme şansınız olsa ne söylerdiniz?” sorusuna İnce şu yanıtı verdi: “Kendinizi başkalarıyla yarıştırmayı bırakın; enerjinizi kendi potansiyelinizi keşfetmeye harcayın, çünkü dünyanın sizden beklediği şey kendiniz olabilmektir.”

ÖNDER ÖNGÜÇ: “EKRAN DEĞİŞİYOR, İZLEYİCİ DEĞİŞİYOR” Haber

ÖNDER ÖNGÜÇ: “EKRAN DEĞİŞİYOR, İZLEYİCİ DEĞİŞİYOR”

Sektörün deneyimli yapımcılarından Önder Öngüç, Breaking News Genel Yayın Yönetmeni Savaş Uğurlu’ya özel açıklamalarda bulundu. Öngüç; televizyon ve sinemadan dijital platformlara uzanan dönüşümü, sosyal medyanın yapım sektörüne etkisini ve yapay zekânın prodüksiyon dünyasının geleceğindeki yerini değerlendirdi. Film ve reklam yapımcılığı alanında uzun yıllardır çalışmalarını sürdüren yapımcı Önder Öngüç, Breaking News Genel Yayın Yönetmeni Savaş Uğurlu’nun sorularını yanıtladı. Televizyon ve sinemadan dijital platformlara yaşanan hızlı dönüşüme dikkat çeken Öngüç, izleyici alışkanlıklarının artık köklü biçimde değiştiğini söyledi. İnsanların neyi, nerede ve ne zaman izleyeceğine kendisinin karar vermek istediğini belirten Öngüç, yapımcıların da içerik üretim anlayışlarını bu yeni döneme göre şekillendirmesi gerektiğini ifade etti. SOSYAL MEDYA YAPIM SEKTÖRÜNÜ DEĞİŞTİRDİ Sosyal medyanın sektörde yeni bir dönem başlattığını belirten Öngüç, geçmişte bir içeriğin geniş kitlelere ulaşabilmesi için televizyon kanalları, sinema salonları veya büyük dağıtım ağlarına ihtiyaç duyulduğunu, bugün ise güçlü bir içeriğin dijital platformlar aracılığıyla çok kısa sürede geniş kitlelere ulaşabildiğini söyledi. Öngüç, bu değişimin yalnızca içeriğin yayınlandığı mecraları değil, prodüksiyon süreçlerini ve izleyiciyle kurulan ilişkiyi de değiştirdiğine dikkat çekti. “HİKÂYE ANLATICILIĞI HÂLÂ EN ÖNEMLİ UNSUR” Teknolojinin gelişmesiyle kaliteli görüntü üretmenin geçmişe göre kolaylaştığını ifade eden Öngüç, profesyonel yapımcılığın yalnızca teknik ekipmanla ölçülemeyeceğini vurguladı. Doğru hikâyeyi anlatmanın, doğru ekibi oluşturmanın ve izleyicide duygu yaratabilmenin hâlâ işin temelini oluşturduğunu belirten Öngüç, teknolojinin yaratıcı düşüncenin önüne geçmemesi gerektiğini söyledi. REKLAM DÜNYASINDA YENİ DÖNEM Reklam sektörünün de dijitalleşmeyle birlikte büyük bir dönüşüm yaşadığını anlatan Öngüç, artık yalnızca tek bir reklam filmi üretmenin yeterli olmadığını ifade etti. Markaların aynı kampanya içerisinde televizyonun yanı sıra Instagram Reels, TikTok, YouTube ve farklı dijital platformlara özel içerikler üretmek zorunda kaldığını belirten Öngüç, prodüksiyon şirketlerinin de bu çoklu yayın anlayışına uyum sağlaması gerektiğini kaydetti. YAPAY ZEKÂ PRODÜKSİYON DÜNYASINI NASIL DEĞİŞTİRECEK? Yapay zekânın yapım sektöründe giderek daha fazla kullanılmaya başlanmasını da değerlendiren Öngüç, teknolojinin sektörü ortadan kaldıracak bir tehdit olarak görülmemesi gerektiğini söyledi. Yapay zekânın fikir geliştirme, ön görselleştirme ve post prodüksiyon gibi birçok alanda süreçleri hızlandırabileceğine dikkat çeken Öngüç, insan yaratıcılığı ve duygusunun ise yapım dünyasının merkezinde kalmaya devam edeceğini ifade etti. TÜRK YAPIMLARININ ULUSLARARASI POTANSİYELİ Türkiye’nin güçlü bir hikâye anlatma kültürüne ve önemli bir prodüksiyon tecrübesine sahip olduğunu belirten Öngüç, Türk yapımlarının uluslararası pazarlarda daha güçlü bir konuma gelebileceğine dikkat çekti. Uluslararası ortak yapımların artırılmasının önemine değinen Öngüç, Türkiye’nin sahip olduğu yaratıcı insan kaynağı ve prodüksiyon tecrübesinin dünya pazarında önemli fırsatlar oluşturabileceğini söyledi. GENÇLERE ÇAĞRI: TEK BİR ALANLA SINIRLI KALMAYIN Sektöre adım atmak isteyen gençlere de tavsiyelerde bulunan Öngüç, günümüz yapım dünyasında yalnızca kamera kullanmayı bilmenin yeterli olmadığını belirtti. Kurgu, senaryo, sosyal medya, yapay zekâ ve değişen izleyici davranışlarının birlikte takip edilmesi gerektiğini ifade eden Öngüç, gençlerin teknolojiyi kullanırken hikâye anlatma becerilerini de geliştirmelerinin önemine dikkat çekti. Sektörün geleceğine ilişkin değerlendirmelerini özetleyen Önder Öngüç, değişimin yalnızca ekranlarda değil, izleyicinin beklentilerinde de yaşandığını vurgulayarak şu ifadeyi kullandı: “Ekran değişiyor, izleyici değişiyor ve buna ayak uyduramayan içerik anlayışı geride kalıyor.”

LEVENT İNCE: “İNSAN, ÖNCE KENDİ SESİNİ BULMALI” Haber

LEVENT İNCE: “İNSAN, ÖNCE KENDİ SESİNİ BULMALI”

Yaklaşık 30 yıl önce Başkent İletişim Akademisi’ni kuran Levent İnce, iletişimden eğitime, diksiyondan sanata, gençlerin dünyasından teknolojinin değiştirdiği iletişim biçimlerine kadar birçok konuda dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. İnsanların kendini ifade etme ihtiyacının teknolojiye rağmen değişmediğini belirten İnce, etkili iletişimin yalnızca güzel konuşmaktan ibaret olmadığını vurguladı. İnce’ye göre ses, insanın karakterinin ve iç dünyasının görünmeyen bir yansıması. Eğitimin bilgi aktarmaktan çok insanın içindeki potansiyeli ortaya çıkarması gerektiğini söyleyen Levent İnce, gençlere ise “Başkalarının sesine benzemeye çalışmayın. Kendi sesinizi bulun” çağrısında bulundu. “İNSANIN ANLAŞILMA ARZUSU HİÇ DEĞİŞMEDİ” Soru: Başkent İletişim Akademisi’ni yaklaşık otuz yıl önce kurdunuz. Geriye baktığınızda sizi hâlâ heyecanlandıran şey nedir? Levent İnce: Kurumu kurduğum günle bugün arasında değişmeyen tek şey, insanın kendini ifade etme ihtiyacı. Teknoloji değişti, iletişim araçları değişti, hatta insanların dikkat süreleri bile değişti. Ancak insanın anlaşılma arzusu hiç değişmedi. Beni hâlâ heyecanlandıran şey, bir insanın kendi potansiyelinin farkına vardığı o anı görebilmek. Çünkü eğitim dediğimiz şey, bilgi aktarmaktan çok kişinin içinde zaten var olan cevheri görünür kılmaktır. Her yıl binlerce insanla karşılaşıyoruz. İçlerinden bazıları ilk gün konuşmaya çekinirken birkaç ay sonra sahneye çıkıyor, mikrofon başına geçiyor ya da kamera karşısında kendine güvenle durabiliyor. İşte o dönüşüm benim için hâlâ mucizevi. “SES, KARAKTERİMİZİN GÖRÜNMEYEN YÜZÜDÜR” Soru: Hayatınızı iletişim, dil ve ses üzerine kurmuş birisiniz. Sizce insanın sesi neden bu kadar önemli? Levent İnce: Çünkü ses yalnızca duyulan bir şey değildir; aynı zamanda hissedilen bir şeydir. İnsanlar çoğu zaman ne söylediğimizi değil, nasıl söylediğimizi hatırlar. Ses, karakterimizin görünmeyen yüzüdür. Bir insanın özgüveni, kaygıları, heyecanları, hatta hayata bakışı sesine yansır. Bu nedenle ben sesi yalnızca teknik bir konu olarak görmüyorum. Ses, insanın iç dünyasının akustik bir yansımasıdır. Kendi sesini bulamayan insanın, kendi kimliğini tam anlamıyla bulmasının da zor olduğuna inanıyorum. “ARTIK DİKKAT EN KIT KAYNAK” Soru: Günümüzde sosyal medya sayesinde herkes konuşuyor. Buna rağmen diksiyon ve etkili konuşmanın neden daha da önemli hâle geldiğini düşünüyorsunuz? Levent İnce: Çünkü artık dikkat en kıt kaynak. Eskiden konuşabilmek avantajdı. Bugün ise kalabalığın içinde fark edilebilmek avantaj. Milyonlarca insan aynı anda konuşuyor. Bu durumda asıl mesele ses çıkarmak değil, anlam üretmek. İyi konuşmak, yüksek sesle konuşmak değildir. Doğru düşünmek, doğru kelimeyi seçmek ve doğru duyguyu aktarabilmektir. İletişim çağında yaşıyoruz ama paradoksal biçimde birbirimizi anlamakta zorlanıyoruz. Bu yüzden etkili konuşma hiç olmadığı kadar değerli. “BİZİM İŞİMİZİN MERKEZİNDE İNSAN VAR” Soru: Oyunculuk, spikerlik, seslendirme ve diksiyon gibi alanların ortak noktası nedir? Levent İnce: İnsan. Biz aslında farklı meslekler öğretmiyoruz; insanın kendini ifade etme kapasitesini geliştiriyoruz. Oyunculukta karakter yaratıyorsunuz, spikerlikte güven oluşturuyorsunuz, seslendirmede duygu aktarıyorsunuz, diksiyonda ise düşünceyi berraklaştırıyorsunuz. Ama hepsinin merkezinde insanın kendisini tanıma yolculuğu var. Bu nedenle eğitimlerimizi yalnızca teknik beceri eğitimi olarak görmüyorum. Onlar aynı zamanda kişisel dönüşüm süreçleri. “BÜYÜK SANAT BİZİ DEĞİŞTİRİR” Soru: Sanat sizin için ne ifade ediyor? Levent İnce: Sanat, insanın dünyayla yaptığı en dürüst konuşmadır. Bir resim, bir şiir, bir tiyatro oyunu ya da bir film… Hepsi insanın varoluşuna dair sorduğu soruların farklı biçimlerdeki cevaplarıdır. Ben sanatı bir estetik faaliyet olmanın ötesinde, bir farkındalık alanı olarak görüyorum. İyi sanat bizi eğlendirebilir ama büyük sanat bizi değiştirir. Dünyaya başka gözlerle bakmamızı sağlar. “BUGÜNÜN GENÇLERİNİN CESARETİNİ KIYMETLİ BULUYORUM” Soru: Bugünün gençlerinde sizi en çok etkileyen şey nedir? Levent İnce: Cesaretleri. Bizim kuşağımız birçok şeyi sorgulamadan kabul etti. Bugünün gençleri ise sorguluyor. Bu bazen eleştiriliyor ama ben bunu son derece kıymetli buluyorum. Soru soran insan düşünür. Düşünen insan üretir. Üreten insan dönüştürür. Toplumların gelişimi de tam olarak böyle gerçekleşir. “BİLGİ CEBİMİZDE AMA ANLAM ÜRETMEK HÂLÂ ZOR” Soru: Uzun yıllardır eğitim dünyasının içindesiniz. Eğitim hakkında sizi en çok düşündüren konu nedir? Levent İnce: Bilgiye ulaşmanın kolaylaşmasına rağmen bilgeliğin aynı hızda artmaması. Bugün bilgi cebimizde ama anlam üretmek hâlâ zor. Bu nedenle geleceğin eğitiminin, bilgi aktarmaktan çok düşünme becerisi kazandırmaya odaklanması gerektiğine inanıyorum. Ezberleyen değil, yorumlayan insanlar yetiştirmeliyiz. “İNSAN KENDİNİ GELİŞTİRMEYİ BIRAKTIĞI GÜN YAŞLANMAYA BAŞLAR” Soru: Bugüne kadar öğrendiğiniz en önemli hayat dersi nedir? Levent İnce: İnsan kendisini geliştirmeyi bıraktığı gün yaşlanmaya başlar. Yaş almak kaçınılmazdır ama zihinsel canlılık bir tercihtir. Ben hâlâ öğreniyorum, hâlâ okuyorum, hâlâ merak ediyorum. Merak duygusunu kaybetmediğiniz sürece hayat size yeni kapılar açmaya devam ediyor. “BAŞKALARININ SESİNE BENZEMEYE ÇALIŞMAYIN” Soru: Son olarak genç sanatçılara ve iletişim alanında kariyer yapmak isteyenlere ne söylemek istersiniz? Levent İnce: Başkalarının sesine benzemeye çalışmayın. Kendi sesinizi bulun. Çünkü dünyada sizden bir tane daha yok. Gerçek başarı, bir başkasının kopyası olmakta değil; kendi özgünlüğünüzü cesaretle ortaya koyabilmektir. Sanatın da, iletişimin de, hayatın da özü budur. Son söz olarak şunu söylemek istiyorum: “Dilini kaybeden toplum, hafızasını da kaybeder.” Bu ülkenin bir vatandaşı olarak bu prensibi toplumsal bir görev olarak benimsedim.

İÇERİK ÜRETİCİLERİNİN YENİ NESİL SES ÇÖZÜMÜ: HOLLYLAND LARK M2 Haber

İÇERİK ÜRETİCİLERİNİN YENİ NESİL SES ÇÖZÜMÜ: HOLLYLAND LARK M2

İçerik üreticileri, sosyal medya fenomenleri ve dijital yayıncıların daha kompakt ve taşınabilir ekipmanlara yönelmesi, profesyonel ses teknolojilerinde de yeni nesil çözümleri öne çıkarıyor. Türkiye’de Tez Elektronik distribütörlüğünde kullanıcılarla buluşan Hollyland ürünleri, özellikle kablosuz mikrofon sistemleriyle içerik üreticilerinin dikkatini çekiyor. Dijital içerik üretiminin hızla büyümesiyle birlikte büyük ve ağır prodüksiyon ekipmanlarının yerini, profesyonel performansı daha küçük gövdelerde sunan teknolojiler almaya başladı. Hollyland’ın bu alandaki dikkat çeken ürünlerinden LARK M2, kompakt tasarımı ve kablosuz kullanım kolaylığıyla vlog, röportaj, sosyal medya ve dış mekân çekimlerine yönelik geliştirilen çözümler arasında yer alıyor. Özellikle dış çekimlerde önemli hale gelen çevresel gürültü, içerik üreticilerinin karşılaştığı en büyük sorunlardan biri. LARK M2’nin gürültü engelleme özelliği, çevredeki istenmeyen seslerin azaltılmasına yardımcı olarak konuşmaların daha net ve anlaşılır kaydedilmesini hedefliyor. Küçük ve hafif yapısıyla kameraya veya mobil çekim sistemlerine kolaylıkla dahil edilebilen ürün; sokak röportajlarından vloglara, sosyal medya videolarından profesyonel içerik prodüksiyonlarına kadar geniş bir kullanım alanı sunuyor. Hollyland’ın Türkiye’deki resmi distribütörü Tez Elektronik, markanın kablosuz mikrofon sistemlerinin yanı sıra görüntü aktarım ve profesyonel monitör çözümlerini de Türkiye pazarına sunuyor. İçerik üretiminde görüntü kalitesi kadar ses kalitesinin de belirleyici hale geldiği yeni dönemde, taşınabilir profesyonel ekipmanların kullanımının daha da yaygınlaşması bekleniyor. Instagram: @tezelektronikofficial Hollyland Türkiye: @hollyland.tr

1,8 Milyon Takipçili Fenomen Mary Christine Gülüşü İçin İstanbul’u Seçti Haber

1,8 Milyon Takipçili Fenomen Mary Christine Gülüşü İçin İstanbul’u Seçti

Dubai’de yaşayan ve 1,8 milyon takipçisi bulunan fenomen isim Mary Christine, yeni gülüş tasarımı için İstanbul’a geldi. Kartal Özel Tıp Merkezi’nde gerçekleştirilen veneer (porselen kaplama) tedavisini tamamlayan Christine, hem ortaya çıkan sonuçtan hem de İstanbul’da geçirdiği süreçten memnun kaldığını söyledi. Tedaviyi gerçekleştiren Uzm. Dt. Fuad Hamid ile birlikte kişiye özel bir planlama yapıldığını belirten Mary Christine, birkaç gün süren prova ve değerlendirme aşamalarının ardından istediği görünüme kavuştuğunu ifade etti. “Daha önce farklı ülkelerde benzer işlemler yaptırdım ancak burada yaşadığım deneyim çok farklıydı” diyen Christine, özellikle tedavi sürecinde kendi beklentilerinin dikkate alınmasının kendisi için önemli olduğunu vurguladı. Kartal Özel Tıp Merkezi’nde görev yapan Uzm. Dt. Fuad Hamid ise estetik diş hekimliğinde başarının sadece teknik uygulamayla değil, hasta ile kurulan doğru iletişimle mümkün olduğunu söyledi. İstanbul’da bulunduğu süre boyunca tarihi noktaları da ziyaret eden Mary Christine, yaşadığı deneyimi sosyal medya hesaplarından takipçileriyle paylaşacağını açıkladı. Son yıllarda sağlık turizminin önemli merkezlerinden biri haline gelen Türkiye, özellikle diş hekimliği alanında dünyanın birçok ülkesinden ziyaretçi ağırlıyor. Mary Christine’in tercihi de İstanbul’un uluslararası sağlık turizmindeki güçlü konumunu bir kez daha gözler önüne serdi.

“Çocuklarımızı Algoritmalar mı Büyütüyor?” Haber

“Çocuklarımızı Algoritmalar mı Büyütüyor?”

“Çocuklarımızı Algoritmalar mı Büyütüyor?”Türkiye’de 15 yaş altına yönelik sosyal medya düzenlemesi tartışılırken, Klinik Psikolog Dr. Zeynep Sezen Koçyiğit’ten dikkat çeken bir değerlendirme geldi. Koçyiğit, meselenin yalnızca bir “yasak” konusu olmadığını, toplumun tamamını ilgilendiren büyük bir psikolojik dönüşüm yaşandığını söyledi. Dr. Koçyiğit’e göre bugün çocuklar yalnızca teknolojiyle değil, “algoritmalar tarafından şekillendirilen bir yaşam biçimiyle” büyüyor. “Asıl mesele çocuklar değil, yetişkinlerin sessizliği” Sosyal medya bağımlılığı tartışmalarında toplumun büyük bölümünün çelişkili davrandığını ifade eden Koçyiğit, özellikle ailelerin yaşadığı dijital çıkmaza dikkat çekti. “Bugün birçok ebeveyn ekranlardan şikâyet ediyor ama aynı ekranları bir kaçış alanı olarak kullanıyor. Çocuk yemek yerken tablet açılıyor, ağladığında telefon veriliyor, aile içi sessizlik ekranlarla dolduruluyor. Asıl mesele çocukların ekranla ilişkisi değil; yetişkinlerin kendi dijital bağımlılıklarını normalleştirmesi.” Koçyiğit’e göre modern aile yapısında ekranlar artık yalnızca teknoloji değil, aynı zamanda “sessiz bakıcı” haline geldi. “Çocuklar artık sokakta değil, algoritmanın içinde büyüyor” Çocukların sosyal gelişim süreçlerinin dijitalleştiğini belirten Koçyiğit, özellikle sosyal medya platformlarının çocuk psikolojisi üzerindeki etkilerinin küçümsenmemesi gerektiğini söyledi. “Bir çocuk sürekli kaydırma hareketiyle büyüyorsa, beynin ödül sistemi de buna göre şekilleniyor. Sorun yalnızca ekran süresi değil; dikkat süresi, sabır kapasitesi, özgüven algısı ve gerçeklik hissi de dönüşüyor.” Koçyiğit, çocukların artık fiziksel sokaklardan çok dijital alanlarda var olmaya çalıştığını belirterek, bunun uzun vadede ciddi psikolojik sonuçlar doğurabileceğini ifade etti. “Mesele yasak değil, dijital farkındalık” 15 yaş altı sosyal medya kullanımına yönelik düzenlemelerin tek başına çözüm olmayacağını söyleyen Koçyiğit, asıl ihtiyacın toplumsal farkındalık olduğunu vurguladı. “Bir yasa çıkabilir. Ama çocuk annesini babasını sürekli telefonda görüyorsa, yalnız hissettiğinde karşısında ekran buluyorsa, hiçbir düzenleme tek başına yeterli olmaz. Çocuklar söyleneni değil, gördüğünü öğrenir.” Koçyiğit’e göre dijital çağın en büyük sorunlarından biri, insanların artık birbirine fiziksel olarak yakın ama psikolojik olarak uzak hale gelmesi. “Modern çağın görünmeyen yorgunluğu büyüyor” Klinik Psikolog Dr. Zeynep Sezen Koçyiit, sürekli ekran maruziyetinin yalnızca çocukları değil, yetişkinleri de etkilediğini belirterek modern çağın “sessiz tükenmişlik” problemi oluşturduğunu söyledi. “Sürekli bildirimler, sürekli kıyaslama, sürekli görünür olma baskısı… İnsan zihni artık hiç dinlenmiyor. Bu durum kaygıyı, yalnızlık hissini ve yetersizlik duygusunu büyütüyor.” Özellikle çocukların sosyal medya üzerinden erken yaşta “kusursuzluk baskısı” ile karşı karşıya kaldığını ifade eden Koçyiğit, bu durumun özgüven problemleri ve kimlik karmaşasını artırabileceğini dile getirdi. “Çocukların ekrandan çok ilişkiye ihtiyacı var” Koçyiğit açıklamasının sonunda ailelere önemli bir çağrıda bulundu: “Bir çocuk için en güçlü güven alanı algoritmalar değil, gerçek ilişkidir. Çocuklar en çok görülmek, duyulmak ve bağ kurmak ister. Bazen bir ekranı kapatmanın en etkili yolu, çocuğun hayatında gerçekten var olabilmektir.”

Datça’da Bir Durağın Hikâyesi: Prunus Cafe Haber

Datça’da Bir Durağın Hikâyesi: Prunus Cafe

Datça’nın kendine özgü dokusu içinde yer alan Prunus Cafe, yalnızca bir yeme-içme mekânı olarak değil, zamanla misafirleriyle kurduğu bağ sayesinde bir buluşma noktası olarak öne çıkıyor. Eski Datça’nın sakin ama karakterli atmosferine uyum sağlayan bu butik işletme, plansız başlayan yolculuğunu bugün bilinçli bir duruşla sürdürüyor. Prunus Cafe’nin hikâyesi büyük hedeflerle değil, doğru yerde doğru zamanda olmanın getirdiği sezgisel bir kararla şekilleniyor. Emeklilik hayaliyle başlayan süreç, mekânın bulunduğu lokasyonun yarattığı hisle yön değiştiriyor. Sahipleri için bu yolculuk bir iş fikrinden çok, kendiliğinden oluşan bir karşılaşma olarak tanımlanıyor. “Biz bir kafe açmak için yola çıkmadık, yol bizi Prunus Cafe’ye getirdi” düşüncesi, işletmenin temel ruhunu özetliyor. Mekânın kısa sürede benimsenmesinde Datça’nın güçlü karakteri belirleyici oluyor. Dekordan müzik seçimine, sunulan ürünlerden servis anlayışına kadar her detay bu karakterle uyumlu bir çizgide ilerliyor. Kalite ve estetikten taviz vermeden oluşturulan bu çizgi, Prunus Cafe’yi zaman içinde Eski Datça’nın sembol noktalarından biri hâline getiriyor. Menü ise işletmenin en fazla emek verdiği alanlardan biri olarak dikkat çekiyor. Her ürün, uzun deneme süreçleri sonucunda menüye giriyor. Özellikle şeker dengesi ve malzeme kalitesi konusunda titiz bir çalışma yürütülüyor. Ürün çeşitliliği bilinçli olarak sınırlı tutuluyor; odak, az ama güçlü lezzetler üzerinde yoğunlaşıyor. Bu yaklaşımın karşılığı ise doğrudan misafir memnuniyeti olarak geri dönüyor. Datça bademiyle hazırlanan bademli kurabiye, bademli muhallebi, Karpatka tatlısı ve badem kahveli ice latte; Prunus Cafe ile özdeşleşen lezzetler arasında yer alıyor. Bu ürünler, yalnızca tatlarıyla değil, mekânla kurulan duygusal bağın da bir parçası olarak hatırlanıyor. İşletme, menüsünü sürekli büyütmek yerine, mevcut lezzetlerin kalitesini korumayı ve yeni tatları aynı titizlikle hazırlamayı tercih ediyor. Prunus Cafe’nin asıl hedefi, misafirlerinde “tekrar gelme isteği” uyandırmak. Bu hedefin gerçekleştiği ise sezon boyunca tekrar tekrar gelen konuklarla somutlaşıyor. Kimi misafir sevdiği lezzeti yeniden tatmak için, kimi ise menünün diğer ürünlerini denemek için kapıdan içeri giriyor. Tavsiye ile gelen misafirler ise işletme için ayrı bir anlam taşıyor. “Eski Datça’ya gelip Prunus Cafe’ye uğramadan gidilmez” cümlesinin duyulması, bu emeğin karşılığı olarak görülüyor. Sosyal medya, Prunus Cafe için yalnızca bir tanıtım aracı değil; misafirlerle kurulan iletişimin devam ettiği bir alan. Planlı paylaşımların yanında, anlık ve doğal içeriklerin daha güçlü bir karşılık bulduğu gözlemleniyor. Bu nedenle işletme, profesyonel bir bakış açısını korurken samimiyetten uzaklaşmamayı tercih ediyor. Kurgu yerine gerçek anların paylaşılması, mekânın ruhunu dijital dünyaya da taşıyor. İşletmenin arkasındaki isim Sevil Taşkan, Datça’da kadın girişimci olmanın bir dezavantaj oluşturmadığını vurguluyor. Bölgenin sosyal yapısının kapsayıcı olduğunu belirten Taşkan, Datça’yı ve işletmesini bir yaşam alanı gibi sahiplendiğini, bu sahiplenmenin karşılığını da hem Datça halkından hem de düzenli misafirlerden gördüğünü ifade ediyor. Kimlik ya da cinsiyet üzerinden bir ayrımın hissedilmediği bu ortamda, sürecin doğal bir uyumla ilerlediği dile getiriliyor. Zaman içinde kendi misafir profilini oluşturan Prunus Cafe, beklentileri net, iletişime açık ve damak zevki rafine bir kitleye hitap ediyor. Güler yüzlü bu misafir kitlesi, mekândaki enerjiyi besleyen en önemli unsur olarak öne çıkıyor. İşletme sahipleri için bu karşılıklı mutluluk hâli, başarının da temelini oluşturuyor. Geleceğe dair hedefler ise büyüme rakamlarıyla değil, kurulan bağların güçlenmesiyle tanımlanıyor. Prunus Cafe’nin uzun vadeli hayali; kurabiyesi, bademli muhallebisi, tatlıları ve hoş sohbetiyle hatırlanmak. Ve bu lezzetlerin, Datça’ya yolu düşenler tarafından uzun yıllar boyunca aynı keyifle tadılmaya devam etmesi.

Zayu ile Başlayan Yolculuk: Bir Husky’nin Aileye Kattığı Dinginlik Haber

Zayu ile Başlayan Yolculuk: Bir Husky’nin Aileye Kattığı Dinginlik

Siberian Husky cinsi Zayu’nun hikâyesi, sezgilerle verilen bir kararın bir ailenin yaşamını nasıl dönüştürdüğünü gözler önüne seriyor. Zayu’nun sahibi Gizem Artış, hem sahiplenme sürecini hem de bir Husky ile yaşamaya dair deneyimlerini samimi bir dille anlattı. Artış, Zayu’nun hayatına girişinin, içsel çalışmalar yürüttüğü bir döneme denk geldiğini belirterek, o süreçte okuduğu Kurtlarla Koşan Kadınlar kitabının kendisinde güçlü bir çağrışım yarattığını ifade etti. Bu başlıktan ilhamla hayatında benzer bir enerji yaratmak istediğini söyleyen Artış, Zayu ve kardeşlerinin yer aldığı bir ilanla karşılaşmasının ardından ailesiyle kısa bir değerlendirme yaparak sahiplenme kararı aldıklarını dile getirdi. Ertesi gün Zayu’nun eve gelmesiyle birlikte yeni bir yolculuğun başladığını söyledi. Bir Siberian Husky ile yaşamanın dışarıdan göründüğü kadar kolay olmadığını vurgulayan Gizem Artış, Zayu’yu bilinçli bir ırk araştırmasından ziyade sezgisel bir yakınlıkla seçtiklerini, bu nedenle karakter özelliklerini zaman içinde tanımaya başladıklarını belirtti. Alışma süreci, karşılıklı konfor alanlarının oluşturulması ve yüksek enerji düzeyine uygun günlük rutinlerin belirlenmesinin zaman aldığını ifade eden Artış, Husky’lerin özgür ruhlu yapısının eğitim sürecinde sabır ve tekrar gerektirdiğini söyledi. Henüz altı aylık olan Zayu’nun karakterini “sürüsüne bağlı, güçlü bir karakter” sözleriyle tanımlayan Artış, onunla birlikte öğrenmeye ve uyumlanmaya devam ettiklerini dile getirdi. Zayu adına açılan sosyal medya sayfasının başlangıçta yalnızca anı biriktirme amacı taşıdığını söyleyen Gizem Artış, Zayu’nun gelişim sürecini yakın çevreleriyle paylaşmak için bu adımı attıklarını ifade etti. Zamanla sayfaya gösterilen ilginin arttığını belirten Artış, özellikle Zayu’nun anlamlı bakışları ve kürk renklerinin takipçilerden olumlu geri dönüşler aldığını söyledi. Zayu’nun hayatında yarattığı en büyük değişimin “anda kalma” duygusu olduğunu vurgulayan Artış, yürüyüşler ve birlikte geçirilen zamanların kendisi için sakinleştirici ve bağ güçlendirici bir etki yarattığını belirtti. Evcil hayvan sahipliğinin ciddi bir sorumluluk olduğunun altını çizen Gizem Artış, herkesin köpek sahiplenmesinin doğru olmayabileceğini, ancak düzen, sınırlar ve sevgiyle kurulan bir ilişkide bunun hayatın en öğretici deneyimlerinden birine dönüşebileceğini ifade etti. Özellikle çocuklu aileler için bu deneyimin büyük kazanımlar sunduğunu belirten Artış, Zayu’nun büyük oğlunun köpek korkusunu aşmasına da katkı sağladığını söyledi. İstanbul gibi kalabalık bir şehirde Husky ile yaşamaya dair de değerlendirmelerde bulunan Artış, site içinde sürdürülen günlük rutinlerin zaman zaman sahil yürüyüşleri ve kısa kafe molalarıyla çeşitlendiğini, Zayu’nun sosyal ve oyun sever yapısıyla çevresine kolayca uyum sağladığını dile getirdi. Geleceğe dair hayalini ise Artış şu sözlerle özetledi: Zayu’nun iyi yönlerinin pekiştiği, karşılıklı anlayışın ve iletişimin her geçen gün güçlendiği bir birlikte yaşam.

Temiz İçerik Odaklı Yerli Kozmetik Markası Heiluna’dan Ekonomi ve İhracat Değerlendirmesi Haber

Temiz İçerik Odaklı Yerli Kozmetik Markası Heiluna’dan Ekonomi ve İhracat Değerlendirmesi

Temiz içerik ve kadın sağlığı odaklı ürünleriyle dikkat çeken yerli kozmetik markası Heiluna, Türkiye ekonomisindeki dalgalanmalar, yerli üretim, fiyat politikaları ve ihracat hedeflerine ilişkin kapsamlı bir değerlendirme paylaştı. Heiluna tarafından yapılan açıklamada, markanın doğuş hikâyesinin; kadınların sade, etkili ve ulaşılabilir ürünlere erişimde yaşadığı zorluklardan ilham aldığı belirtilerek, temiz içerikli ve kullanıcı odaklı ürünler geliştirme hedefiyle yola çıkıldığı ifade edildi. Türkiye ekonomisindeki dalgalı sürecin üretim maliyetlerine etkisine de değinilen açıklamada, yerli üretici partnerlerle çalışmanın önemli bir avantaj sağladığı, ancak hammaddelerin büyük ölçüde dövize endeksli olmasının maliyetleri doğrudan etkilediği vurgulandı. Bu nedenle güçlü planlama ve fiyat-performans dengesinin öncelik haline getirildiği kaydedildi. Üretim süreçlerine ilişkin değerlendirmede ise Heiluna ürünlerinin tamamının Türkiye’de, yerli üretici partnerler aracılığıyla üretildiği; ambalaj, formül geliştirme ve üretim aşamalarının yerli kaynaklarla gerçekleştirildiği aktarıldı. Açıklamada, Türkiye’nin kozmetik alanında küresel rekabette daha güçlü bir konuma ulaşabileceğine olan inanç da dile getirildi. Fiyat politikalarına ilişkin olarak, kalite standartlarından ödün vermeden sürdürülebilir ve erişilebilir fiyatlandırmanın esas alındığı belirtilirken, tüketici güveninin kârdan önce geldiğinin altı çizildi. Dijitalleşmenin marka için temel bir yapı taşı olduğu vurgulanan açıklamada, Heiluna’nın dijitalde doğmuş bir marka olduğu, e-ticaret ve sosyal medya kanallarının hem iletişim hem de satış açısından stratejik rol üstlendiği ifade edildi. Tüketiciden gelen geri bildirimlerin ürün geliştirme süreçlerine doğrudan katkı sağladığı da belirtildi. Tüketicilerin içerik okuma ve bilinçlenme eğiliminin artmasının markanın temel yaklaşımıyla örtüştüğü ifade edilerek, “doğal ve temiz içerik” anlayışının bir pazarlama dili değil, markanın ana omurgası olduğu vurgulandı. İhracat hedeflerine ilişkin paylaşımda ise Heiluna’nın Florida’da şirket kurduğu ve Miami’de ofisinin faaliyete geçtiği bilgisi verildi. Ortadoğu ve Avrupa pazarlarında distribütörlük görüşmelerinin sürdüğü, temiz içerik ve kadın sağlığına odaklı ürünlerin küresel ölçekte ilgi gördüğü aktarıldı. Önümüzdeki beş yıla dair sektör öngörülerinde; sade, etkili ve doğal içerikli ürünlere olan talebin artacağı, dijital dönüşüm, regülasyonlara uyum ve sürdürülebilirliğin sektörü şekillendiren temel unsurlar olacağı ifade edildi. 2026’ya doğru Türkiye ekonomisine dair değerlendirmede ise dijital ihracat ve mikro ihracat modellerinin, özellikle niş kozmetik markaları için önemli fırsatlar sunduğu belirtilerek, doğru iş birlikleri ve planlamalarla bu süreçten güçlenerek çıkılabileceği kaydedildi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.