Hava Durumu

#Türkiye

- Türkiye haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Türkiye haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

BEE’O KURUCUSU DR. ASLI ELİF TANUĞUR SAMANCI ULUSLARARASI BAL KOMİSYONU'NDA TÜRKİYE'Yİ TEMSİL ETTİ  Haber

BEE’O KURUCUSU DR. ASLI ELİF TANUĞUR SAMANCI ULUSLARARASI BAL KOMİSYONU'NDA TÜRKİYE'Yİ TEMSİL ETTİ 

Yüksek Gıda Mühendisi ve Arı Ürünleri Uzmanı Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı, Uluslararası Bal Komisyonu Kongresi’nde gerçekleştirdiği sunumla bal kalitesi ve güvenilirliği alanındaki çalışmalarını uluslararası bilim dünyasıyla paylaştı. Türkiye’nin ilk ve tek yerli propolis üreticisi BEE’O, arı ürünleri alanındaki bilimsel çalışmalarını uluslararası platformlarda paylaşmaya devam ediyor. BEE’O Kurucusu ve CEO’su, Yüksek Gıda Mühendisi ve Arı Ürünleri Uzmanı Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı, Uluslararası Bal Komisyonu (International Honey Commission-IHC) Kongresi kapsamında gerçekleştirdiği sunumla balın kalite ve özgünlük kriterlerine yönelik yürütülen araştırmaları uluslararası bilim dünyasıyla buluşturdu. Dr. Samancı, kongrede gerçekleştirdiği sunumda ham bal ile pastörize balın ayrımında kullanılan fizikokimyasal parametreler üzerine yürütülen çalışmaları katılımcılarla paylaştı. Bal kalitesinin korunması, tüketici güveninin artırılması ve ürün özgünlüğünün bilimsel yöntemlerle doğrulanmasına yönelik araştırmalar, kongrede ilgi gören başlıklar arasında yer aldı. Kongre kapsamında ayrıca Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı’nın başkanlığını yürüttüğü Uluslararası Bal Komisyonu bünyesindeki Kontaminantlar ve Pestisitler Çalışma Grubu (Contaminants and Pesticides Working Group) ilk toplantısını başarıyla gerçekleştirdi. Balda kontaminantlar ve pestisit kalıntıları konusunda uluslararası işbirliğini güçlendirmeyi amaçlayan toplantıda, bilimsel araştırmaların geliştirilmesi, analiz yöntemlerinin harmonizasyonu ve kalite standartlarının ileriye taşınmasına yönelik değerlendirmeler yapıldı. Anadolu’dan Dünyaya Uzanan Bilimsel Bir Başarı Hikâyesi 2013 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi ARI Teknokent’te bir Ar-Ge projesi olarak kurulan BEE’O, bugün Türkiye’nin ilk ve tek patentli, inovasyon ödüllü Anadolu propolisini geliştirerek arı ürünleri alanında uluslararası ölçekte faaliyet gösteren öncü şirketlerden biri konumunda bulunuyor. BEE’O’nun geliştirdiği patentli Anadolu propolisi, özel ekstraksiyon teknolojisiyle üretilirken etkinliği 45’in üzerinde bilimsel ve klinik çalışma ile ortaya konulan güçlü bilimsel alt yapısıyla öne çıkıyor. Şirket; propolis, arı sütü, polen, arı ekmeği, ham bal ve arı zehri gibi değerli arı ürünlerini bilimsel çalışmalarla desteklenen doğal ve inovatif ürünlere dönüştürüyor. Ürünler, Avrupa’nın en büyük katma değerli arı ürünleri üretim tesislerinden birinde; FDA onaylı, GMP, BRC, IFS, ISO ve Helal sertifikalarına sahip üretim altyapısında üretiliyor. Ürünlerin kalite ve güvenilirliği İstanbul Teknik Üniversitesi Arı Ürünleri Mükemmeliyet Merkezi tarafından analiz edilerek doğrulanırken, yeni ürün geliştirme çalışmaları ise T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı onaylı Ar-Ge Merkezi’nde yürütülüyor. Sözleşmeli Arıcılık Modeliyle Sürdürülebilir Üretim BEE’O, geliştirdiği sözleşmeli arıcılık modeliyle Türkiye’nin dört bir yanındaki arıcılarla birlikte çalışarak Anadolu arıcılığının gelişimine katkı sağlıyor. Üretim sürecinin her aşamasında izlenebilirlik ve kaliteyi esas alan bu model sayesinde yüksek kaliteli arı ürünleri sürdürülebilir şekilde tüketicilere ulaştırılıyor. Yaklaşık 50 yıla yaklaşan sektör deneyimine sahip kurucular Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı ve Taylan Samancı liderliğinde faaliyetlerini sürdüren BEE’O; uzman Ar-Ge kadrosu, multidisipliner bilim insanları ve güçlü üniversite-sanayi iş birlikleriyle çalışmalarını yürütüyor. İstanbul Teknik Üniversitesi başta olmak üzere birçok üniversite ve araştırma kurumu ile gerçekleştirilen ortak projeler sayesinde arı ürünleri alanında bilimsel bilgi üretmeye ve yenilikçi çözümler geliştirmeye devam ediyor. Bilimsel İş Birlikleriyle Geleceğe BEE’O Kurucusu ve CEO’su Dr. Aslı Elif Tanuğur Samancı, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: "Arı ürünleri alanında bilimsel çalışmaların uluslararası ölçekte paylaşılması ve ortak araştırmalar yürütülmesi sektörün gelişimi açısından büyük önem taşıyor. Uluslararası Bal Komisyonu çatısı altında gerçekleştirilen çalışmalar; balın kalite kriterlerinin geliştirilmesine, güvenilirliğinin artırılmasına ve tüketicilerin doğru ürünlere ulaşmasına katkı sağlıyor. BEE’O olarak bilim, araştırma ve inovasyon odaklı yaklaşımımızla ülkemizi uluslararası platformlarda temsil etmeye, arı ürünleri alanında yeni bilimsel çalışmalar üretmeye ve sektöre değer katmaya devam edeceğiz." Bilimsel araştırmaları, güçlü Ar-Ge altyapısı, üniversite-sanayi işbirlikleri ve sürdürülebilir sözleşmeli arıcılık modeliyle faaliyetlerini sürdüren BEE’O, Anadolu’nun eşsiz arı ürünlerini dünya ile buluştururken, arı ürünleri alanında küresel ölçekte değer üretmeye devam ediyor.

COVENT GARDEN SINFONIETTA TÜRKİYE’DE İLK KEZ BODRUM’DA SAHNE ALACAK Haber

COVENT GARDEN SINFONIETTA TÜRKİYE’DE İLK KEZ BODRUM’DA SAHNE ALACAK

Londra’daki dünyaca ünlü Royal Opera House’un seçkin müzisyenlerinden oluşan Covent Garden Sinfonietta, 4 ve 5 Eylül’de Bodrum Kalesi Kuzey Hendeği’nde müzikseverlerle buluşacak. Türkiye’de ilk kez sahne alacak orkestrayı Maestro Philippe Chizhevsky yönetecek. Konserlerin solistleri ise piyanist Adam Gutseriev ile çellist Dali Gutserieva olacak. Londra’daki dünyaca ünlü Royal Opera House’un en seçkin müzisyenlerinden oluşan Covent Garden Sinfonietta, 4 ve 5 Eylül’de Türkiye’de ilk kez konser verecek. Uluslararası sahnelerde verdiği konserlerle sürekli beğeni toplayan orkestra, Bodrum Kalesi Kuzey Hendeği’nde düzenlenecek iki özel konserle müzikseverlerin karşısına çıkacak. İzleyicilere unutulmaz bir müzik deneyimi yaşatması beklenen konserlerde, klasik müziğin önemli isimleri aynı sahnede buluşacak. Covent Garden Sinfonietta, son olarak Versailles Operası ile Paris’teki Salle Gaveau’da büyük başarı kazanan turneler gerçekleştirdi. Orkestranın, dünyanın en prestijli konser salonlarından biri olan Viyana’daki Musikverein’da sahne alması da önemli bir geleneğe dönüştü. Covent Garden Sinfonietta, bu yıl kasım ayında üst üste dördüncü kez Musikverein’a davet edilecek. Orkestranın daha önceki performanslarından birini değerlendiren bir eleştirmen şu ifadeleri kullandı: “Orkestra daha ilk anda coşkuyla çalmaya başladı. Nefes alan, incelikle yapılandırılmış ve son derece hassas bir yorumdu… Zarafet hiçbir an eksik olmadı. Çok iyi bilinen narin tema, tüm orkestranın baş döndürücü doruk noktasına ulaşmasına kadar ince bir biçimde tekrarlandı. Salona neşeli bir hava yayıldı.” KONSERLERİ MAESTRO PHILIPPE CHIZHEVSKY YÖNETECEK Bodrum’da gerçekleştirilecek iki konserin orkestra şefliğini, Rusya’nın en seçkin müzisyenlerinden Maestro Philippe Chizhevsky üstlenecek. Çok yönlü bir orkestra şefi olarak ün kazanan Chizhevsky; Barok, Klasik ve Romantik dönem repertuvarındaki eserlerin yanı sıra 20’nci ve 21’inci yüzyıl müziğini de aynı ustalıkla yorumlamasıyla tanınıyor. Farklı dönemlere ve müzik türlerine ait eserler üzerindeki hâkimiyeti, Maestro Chizhevsky’nin Yevgeny Svetlanov Devlet Akademik Senfoni Orkestrası’nın Müzik Direktörü ve Baş Şefi olarak atanmasını sağladı. Maestro Philippe Chizhevsky, Covent Garden Sinfonietta ile daha önce Abu Dabi’de de dikkat çekici bir turne gerçekleştirdi. SOLİST KOLTUKLARINDA KARDEŞ SANATÇILAR İki konserin en ilgi çekici bölümlerinden birini, kardeş sanatçılar piyanist Adam Gutseriev ile çellist Dali Gutserieva’nın performansları oluşturacak. Çok sayıda prestijli uluslararası yarışmanın kazananları olan Adam Gutseriev ve Dali Gutserieva, dünyanın farklı ülkelerinde turnelere çıkıyor. İki sanatçı; Amsterdam’daki Concertgebouw, Londra’daki Cadogan Hall ve Paris’teki La Seine Musicale gibi dünyanın en prestijli konser salonlarında sahne aldı. Adam Gutseriev ve Dali Gutserieva, bu yılın ilkbaharında Covent Garden Sinfonietta ile birlikte Salle Gaveau ve Versailles Operası’nda da başarılı konserler verdi. İki kardeş, bu sonbaharda Covent Garden Sinfonietta ile Viyana’daki Musikverein’da dördüncü kez sahne alacak. Konserlerde Richard Strauss’un “Burleske” adlı eseri ile Pyotr İlyiç Çaykovski’nin “Rokoko Varyasyonları” seslendirilecek. ELEŞTİRMENLERDEN İKİ KARDEŞE ÖVGÜ Adam Gutseriev ve Dali Gutserieva’nın daha önceki performansları, müzik eleştirmenlerinden büyük övgü aldı. Adam Gutseriev’in performansını değerlendiren bir eleştirmen şu ifadeleri kullandı: “Adam Gutseriev, canlı tuşesi ve güçlü ifade isteğiyle şaşırttı… Gutseriev’in esere kattığı neşeli incelik büyüleyiciydi. Parmakları siyah ve beyaz tuşların üzerinde dans ediyor, hayatı kutluyordu.” Dali Gutserieva’nın performansı ise şu sözlerle değerlendirildi: “Dali Gutserieva, olağanüstü nüanslı tonuyla serim bölümündeki çeşitli motifleri öne çıkardı ve onları büyük bir zarafetle çeşitlendirdi. Adagio’ya, doğrudan kalbe ulaşan bir duyarlılıkla yaklaştı ve bölümü genişletti.”

1,8 Milyon Takipçili Fenomen Mary Christine Gülüşü İçin İstanbul’u Seçti Haber

1,8 Milyon Takipçili Fenomen Mary Christine Gülüşü İçin İstanbul’u Seçti

Dubai’de yaşayan ve 1,8 milyon takipçisi bulunan fenomen isim Mary Christine, yeni gülüş tasarımı için İstanbul’a geldi. Kartal Özel Tıp Merkezi’nde gerçekleştirilen veneer (porselen kaplama) tedavisini tamamlayan Christine, hem ortaya çıkan sonuçtan hem de İstanbul’da geçirdiği süreçten memnun kaldığını söyledi. Tedaviyi gerçekleştiren Uzm. Dt. Fuad Hamid ile birlikte kişiye özel bir planlama yapıldığını belirten Mary Christine, birkaç gün süren prova ve değerlendirme aşamalarının ardından istediği görünüme kavuştuğunu ifade etti. “Daha önce farklı ülkelerde benzer işlemler yaptırdım ancak burada yaşadığım deneyim çok farklıydı” diyen Christine, özellikle tedavi sürecinde kendi beklentilerinin dikkate alınmasının kendisi için önemli olduğunu vurguladı. Kartal Özel Tıp Merkezi’nde görev yapan Uzm. Dt. Fuad Hamid ise estetik diş hekimliğinde başarının sadece teknik uygulamayla değil, hasta ile kurulan doğru iletişimle mümkün olduğunu söyledi. İstanbul’da bulunduğu süre boyunca tarihi noktaları da ziyaret eden Mary Christine, yaşadığı deneyimi sosyal medya hesaplarından takipçileriyle paylaşacağını açıkladı. Son yıllarda sağlık turizminin önemli merkezlerinden biri haline gelen Türkiye, özellikle diş hekimliği alanında dünyanın birçok ülkesinden ziyaretçi ağırlıyor. Mary Christine’in tercihi de İstanbul’un uluslararası sağlık turizmindeki güçlü konumunu bir kez daha gözler önüne serdi.

BÜYÜK ONUR! Türkiye, Global Klinik Araştırmalarda Bölgesel Merkez Olma Yolunda  Haber

BÜYÜK ONUR! Türkiye, Global Klinik Araştırmalarda Bölgesel Merkez Olma Yolunda 

23. Türkiye Hemofili Kongresi bu yıl 15-17 Nisan 2026 tarihlerinde Antalya Pine Beach Belek Otel Kongre Merkezi’nde Türkiye Hemofili Derneği ve Hemofili Federasyonu’nun ev sahipliğinde düzenleniyor. Kongrenin ilk günü olan 15 Nisan Çarşamba “Dünya Hemofili Günü” kapsamında Türkiye Hemofili Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Bülent Zülfikar başkanlığında basın toplantısı düzenlendi. Hemofili Dernekleri Federasyonu Başkanı ve Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematolojisi öğretim üyesi Prof.Dr.Kaan Kavaklı ile Fransa - Lyon Universitesi Hemofili Merkezi ve Hemostaz Ünitesi Başkanı Prof.Dr.Yeşim Dargaud’un da değerli bilgiler paylaştığıtoplantıda; Hemofili tedavisindeki yenilikler, bilimsel gelişmeler, tedaviye erişim ve gelecek vizyonu değerlendirildi. Hemofili konusunda son yıllarda Türkiye’de yapılan toplantılar, sosyal ve bilimsel faaliyetler, dünyanın önde gelen bilim platformları tarafından yakından takip ediliyor. Kuşkusuz “Türkiye Hemofili Kongresi” bu çalışmaların ön sıralarında yer alıyor. Basın toplantısında açıklamalarda bulunan Türkiye Hemofili Derneği Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Bülent Zülfikar şunları söyledi; “Türkiye olarak Hemofili konusundaki klinik çalışmalara katkımız yüksek. Bugün baktığımızda dünya çapında yürütülen 1102 klinik çalışmanın 121’inde Türkiye yer alıyor. Bu bizim için çok değerli bir veri.” 17 Nisan Dünya Hemofili Günü kapsamında konuşmasına devam eden Zülfiikar ortopedik komplikasyonlar, protez gereksinimleri, ameliyat maliyetleri ve ekonomik-sosyal etkiler ile hasta derneklerinin farkındalık oluşturmadaki rolüne değindi ve sözlerine şöyle devam etti; “Türkiye'de devlet geri ödeme mekanizmalarının (SGK) güçlü olması sayesinde faktör tedavilerine erişim geçmişe göre çok daha iyi hale geldi. Bu, hem hastalar hem de hasta yakınları için çok sevindirici. Türkiye’deki Hemofili konusunda uzman merkezler sayesinde erken tanı ve tedavi süreci de olumlu yönde ilerliyor. Yeni ilaçların ülkeye girişiyle birlikte daha kolay uygulanabilir ürünlere geçiş gündemde; bunun yaygınlaştırılması için karar, düzenleme ve finansal mekanizmların devam etmesi gerekiyor.” Tedavinin sağlık sistemi üzerindeki ekonomik getirilerine de değinen Zülfikar;”Yeni gelişmeler; protez ameliyatlarının azalması, hastanede yatış sürelerinin kısalması ve ameliyat maliyetlerinin düşmesi gibi tasarruf potansiyelleri de sunuyor” dedi. “Deri altı uygulamalar sayesinde çocuklar ve erişkinlerde hem yaşam süresi uzuyor hem de yaşam kaliteleri iyileşiyor” Hemofili tedavisine yönelik son 15 yıldaki gelişmelerin önemini vurgulayan Prof.Dr.Yeşim Dargaud ise şunları söyledi; “Özellikle son 5-6 yılda deri altı (subkutan) tedaviler hastaların yaşam kalitesini ciddi oranda yükseltti. Bu tedaviler yeni doğandan erişkine kadar kullanım kolaylığı sağlıyor ve beyin kanaması gibi ağır komplikasyonları azaltıyor. Mevcut gelişmeler, hastalara aspirin gibi kardiyovasküler tedaviler uygulanabilmesini mümkün kılıyor. Erişkin hastaların genel sağlık sorunlarının tedavisini kolaylaştırıyor. Yakın gelecekte 2. ve 3. jenerasyon subkutan ürünler ile gen tedavisi konusunda gelişmeler kaydedilecek.” Gen tedavisinin Hemofili B’de daha olumlu sonuç verirken,Hemofili A’da ticari ve teknik nedenlerle bazı ürünlerin geri çekilmesi nedeniyle kısmi belirsizlikler bulunduğunu söyleyenProf.Dr.Kaan Kavaklı; “Erken tanı, uzman merkezlerde yoğunlaşmış bakım ve güncel tedavilere hızlı erişim sayesinde hastaların normal yaşam süreçlerini sürdürmeleri mümkün hale geldi; gençlerin eğitim, istihdam ve sosyal aktivitelere katılımı arttı. Öte yandan haftada birkaç kez damar yoluyla tedavi gerektiren dönemlerin yerini daha kolay uygulamalar aldığı için aile yükü ve psikososyal baskı azaldı. Ancak erişkin dönemde geçmişten kalan eklem hasarları (artropati) nedeniyle protez ve ortopedik müdahale ihtiyacı sürebiliyor; eklem tamirini geri döndürecek yeni tedavi boşlukları halen var” dedi. Tanı ve tedavi merkezlerinin sayısının artırılması gerektiği, mevcut merkezlerin büyük şehirlerde yoğunlaştığı ve ülke çapında yaygınlaşmanın hedeflendiğini vurgulayan Prof.Dr.Bülent Zülfikar sözlerine şöyle devam etti; “Hekim, hemşire ve sağlık personelinin eğitilmesi; hasta dernekleri ile sağlık ekiplerinin entegre çalışması ve hasta ailelerinin bilgilendirilmesi öncelikli olmalı. Bu noktada ulusal kongreler, hasta eğitimi oturumları ve hasta-hekîm iş birlikleri, farkındalık ve bakım kalitesini yükseltmede önemli rol oynuyor”.

Prof. Dr. Mikail Fikret Aktaş Uluslararası Arenada Dikkat Çekiyor: Media Doctor Award Başkanlığı Gündemde Haber

Prof. Dr. Mikail Fikret Aktaş Uluslararası Arenada Dikkat Çekiyor: Media Doctor Award Başkanlığı Gündemde

Obezite tedavisi ve beslenme tıbbı alanında öne çıkan isimlerden Prof. Dr. Mikail Fikret Aktaş, hem akademik çalışmaları hem de uluslararası temaslarıyla dikkat çekmeye devam ediyor. Beslenme bilimleri alanındaki akademik eğitiminin yanı sıra tıp bilimleri alanında doktora derecesine sahip olan Aktaş, özellikle yapılandırılmış kilo verme programlarıyla tanınıyor. 2014 yılında İstanbul’da gerçekleştirdiği ve basında da yer bulan çalışmaları, Türkiye’de beslenme tıbbı alanında ilk yapılandırılmış eğitim girişimlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Bu süreçte diyetetik, spor bilimleri ve beslenme psikolojisini bir araya getiren multidisipliner yaklaşımıyla alanın gelişimine katkı sağladı. Son dönemde uluslararası platformlarda da aktif rol alan Aktaş, Mart ve Nisan 2026’da Almanya’da bilim, siyaset ve ekonomi çevrelerini buluşturan çeşitli etkinliklere katıldı. Hamburg’daki Universitätsklinikum Hamburg-Eppendorf (UKE) bünyesinde düzenlenen “Yeni Kalp Merkezi’nin Tanıtımı” etkinliğinde yer alan Aktaş’ın, tıp dünyasından seçkin isimlerle bir araya geldiği öğrenildi. Modern teknolojilerle donatılan merkezin, tedavi kalitesine önemli katkı sağlaması bekleniyor. Konuya ilişkin geniş kapsamlı haberin Mayıs ayında yayımlanacağı belirtiliyor. Aktaş ayrıca Hamburg Wandsbek bölgesinde düzenlenen Sosyal Demokrat Parti (SPD) etkinliğine katıldı. Etkinlikte Almanya’nın eski Başbakanı Olaf Scholz ile Hamburg Maliye Senatörü Andreas Dressel’in de yer aldığı görüldü. Bunun yanı sıra Hamburg Ticaret Odası’nda gerçekleştirilen ve Çin’in beş yıllık kalkınma planı gibi küresel ekonomik gelişmelerin ele alındığı toplantıya da iştirak eden Aktaş’ın, farklı disiplinleri bir araya getiren temasları dikkat çekti. Gözlemciler, bu gelişmeleri tıp, toplum ve uluslararası iş birlikleri arasındaki etkileşimin güçlenmesi olarak değerlendirirken, Aktaş’ın önümüzdeki dönemde yeni bir sorumluluk üstlenebileceği ifade ediliyor. Bu kapsamda 2026 yılında düzenlenecek olan Media Doctor Award’un başkanlığını üstlenmesinin beklendiği belirtiliyor. Konuya ilişkin resmi açıklamanın önümüzdeki süreçte yapılması bekleniyor.

Eski Kabin Memurundan Kültürel Seyahate: Neslihan ve Ersin Kılıçaslan’dan “Feşmekan 5” Haber

Eski Kabin Memurundan Kültürel Seyahate: Neslihan ve Ersin Kılıçaslan’dan “Feşmekan 5”

Yıllarca Türk Hava Yolları’nda kabin memuru olarak görev yapan Neslihan Kılıçaslan ile eşi Ersin Kılıçaslan, edindikleri uluslararası deneyimi bugün özgün bir seyahat formatına dönüştürüyor. “Feşmekan 5” adını verdikleri bu yapı, klasik gezi programlarının aksine şehirleri turistik vitrinlerinden değil, gündelik hayatın içinden anlatmayı hedefliyor. Formatın çıkış noktası, çiftin yıllar boyunca birlikte yaptıkları seyahatlerde edindikleri ortak bir gözleme dayanıyor. Kılıçaslan çifti, gittikleri şehirlerde popüler turistik duraklardan çok arka sokakları, yerel esnafı ve hikâyesi olan mekânları tercih ettiklerini belirtiyor. Bu yaklaşım zamanla sistematik bir yapıya dönüşerek “Feşmekan 5” fikrini ortaya çıkarıyor. Program, şehirleri “turist gibi gezmek” yerine “local gibi yaşama” anlayışıyla ele alıyor. Gezi Değil, Deneyim Merkezli Bir Anlatı Feşmekan 5’i benzer içeriklerden ayıran temel unsur, izleyiciye bir şehir turu sunmak yerine gerçek bir deneyim aktarması. Programda şehirler yalnızca gösterilmiyor; sokakları, yemekleri, insanları ve geçmişiyle birlikte okunuyor. Google’da herkesin ulaşabileceği popüler adresler yerine, yaşayan mahalleler ve nesiller boyu ayakta kalmış mekânlar ön plana çıkarılıyor. Neslihan ve Ersin Kılıçaslan’ın karı–koca olarak aynı formatta yer alması ise içeriğin en dikkat çekici yönlerinden biri. Aralarındaki doğal diyaloglar, yol üzerindeki küçük fikir ayrılıkları ve anlık kararlar bilinçli olarak yazılmıyor. Bu doğallık, izleyicinin kendinden bir parça bulmasını sağlıyor. Seyahat ve Gastronomi Aynı Hikâyede Buluşuyor Programda seyahat deneyimi ile gastronomi bakış açısı birlikte ilerliyor. Neslihan Kılıçaslan keşif, sokak ve insan hikâyelerine odaklanırken; Ersin Kılıçaslan yemeklere daha analitik bir gözle yaklaşıyor. Bir yemeğin gerçekten o şehre ait olup olmadığı, yerel halk tarafından tüketilip tüketilmediği ve geçmişten bugüne taşıdığı hikâye temel kriterler arasında yer alıyor. Trend olan değil, köklü olan tercih ediliyor. Her bölümde uygulanan beşli yapı — sokak, yemek, kültür, gizli mekân ve lokal karakter — formatın omurgasını oluşturuyor. Bu yapı, izleyiciye tanıdık bir ritim sunarken her şehrin kendi hikâyesini anlatmasına imkân tanıyor. Yaş, Yeni Başlangıçlar İçin Engel Değil Ersin Kılıçaslan’ın gastronomi eğitimine 50 yaşından sonra başlamış olması, programın dikkat çeken unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu durum, hayatta yeniden başlamanın mümkün olduğuna dair güçlü bir mesaj verirken; bütçeye bakmak, sorgulamak ve pratik zekâ gibi refleksler de içerikte doğal ve zaman zaman mizahi bir dile dönüşüyor. Zaman zaman çocuklarının da programa dahil edilmesiyle Feşmekan 5, karı–koca anlatısından aile perspektifine taşınıyor. Özellikle özel günlerde çocuk gözüyle şehir deneyiminin aktarılması, formatı daha kapsayıcı hale getiriyor. Hedef: Türkiye’yi Doğru Hikâyeyle Anlatan Kalıcı Bir Format Neslihan ve Ersin Kılıçaslan, Feşmekan 5’i bir influencer içeriği olarak değil; uzun soluklu, sürdürülebilir bir seyahat formatı olarak konumlandırıyor. Dijitalde büyüyebilen, sponsor entegrasyonuna açık ve televizyon dünyasında da karşılığı olan bir marka yaratmayı hedefliyorlar. ”Yıllarını havacılık sektöründe geçirmiş bir kabin memurunun edindiği küresel deneyimi bugün şehirlerin ruhunu anlatan bir formata dönüştürmesi ise dikkat çekici bir başka boyut olarak öne çıkıyor. Kılıçaslan çifti, bu içerikle yalnızca şehirleri gezmeyi değil; Türkiye’nin kültürel birikimini, gastronomisini ve yaşam biçimini dünyaya doğru bir dille anlatmayı amaçlıyor.

2026 yılı Dünya Klasik Otomobil Fuarın ‘da Türk Temsilcinin yeri Boş kaldı… Haber

2026 yılı Dünya Klasik Otomobil Fuarın ‘da Türk Temsilcinin yeri Boş kaldı…

Her yıl dünyanın dört tarafından davetlilerin katılımı ile Avrupa’da ve Amerika’ da düzenlenen milyonluk araçların sergilenerek müzayede yöntemi ile satılan klasik araç lar arasında 35 yıldır ilk defa Türkiye den katılımcı olması Dünya Otomobil tutkunlarını sevindirirken katılım standı boş kaldı…. İş Adamı Adem Yaşar a ait Mercedes Marka araç ‘ın katılımı ile Türkiye’den ilk defa Dünyanın 7 ülkesinde sergilenecek Türk plakalı bir aracın gelmesi beklenilirken katılımcı İş insanının fuara girememesi sebebinin ne vize nede beş bin Euro’ luk katılım ücreti olmadığı anlaşıldığında katılamama sebebi bizleri hayrete düşürdü. Dünya nın 4 bir yanından farklı katagoriler için katılımcıların desteği ile getirilen araçlar sergi alanın ilk önce Orjinalliği veya Orjinal dokusunda restorasyonu ile ön plana çıkan Resterosyonu yapan ülkenin zanaat karlarını temsil eden araçlar arasında Türk temsilcisinin katılama sebebi ise bizi ne oluyoruz dedirtti Sayın Adem Yaşar ile yapılan görüşmede üzülerek anlattıkları bizleri hayretler içinde bıraktı. Sayın Yaşar görüşmede şunları kaydetti: 5 Ay önce talep üzerine katılmam istenilen Dünyanın 7 ülkesinde yapılacak fuar ‘ a ülkemin ustalarına ve zanaatına güvenerek kabul ettim ayrıca 5 bin Euro katılım ücretini de ödeyerek ülkemin ustalarını ve zanaatını temsil etmekten gurur duyarak heyecanla bu günleri beklerken İzmir 3 ‘cü sanayide güvendiğim ustaların bu işi ciddiye almayarak aracı tamamlamamaları beni Ülkem Adına mahcup etti. Aslında benim ülkemde araç konusunda zanaatı ile dünya ustalarını dize getirecek çok usta var bu diyeceklerim değerli ustalarımızı kapsamıyor ama ben bu konuda yanlış adresten yardım istediğimi anladım ve ülkemi temsil edecek bir Araç gönderemedim bu nedenle en seçkin araçlar katılımına ne vize engeli nede para engeline takılmadık biz yerli milli yanlış usta engeline takıldık ayrıca Katılımdan yapacağımız gelir ile üç ayların içindeyiz ve havalar soğudu birçok evladımıza kışlık giysi ve ramazan erzakı almayı düşünüyordum ustalarımız sevabımıza da engel olmak istediler ama Elhamdürillah her yıl olduğu gibi bu yılda evlatlarımızı giydireceğiz ve Müslüman kardeşlerimizin evlerine erzakımızı yine göndereceğiz diyerek üzüntü içerisinde sözlerini bitirdi. haber: üç hilal tv

"5. Kızıldeniz Uluslararası Film Festivali"nde Türk yapımları tanıtılacak Haber

"5. Kızıldeniz Uluslararası Film Festivali"nde Türk yapımları tanıtılacak

Suudi Arabistan'ın Cidde kentinde yapılan "5. Kızıldeniz Uluslararası Film Festivali"nde Türkiye, özel bir stant açarak temsil edilecek. Televizyon ve Sinema Filmi Yapımcıları Meslek Birliği'nden (TESİYAP) gelen açıklamaya göre, Türkiye, Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü'nün desteği ve TESİYAP'ın işbirliği ile festivaldeki yerini alacak. Dünya genelinden yapımcılar, yönetmenler, dağıtımcılar, satış temsilcileri ve sektör profesyonellerinin buluşacağı Türkiye standında 10 Aralık'a kadar Türk yapımları sergilenecek. Festival çerçevesinde Cidde Başkonsolosluğu himayesinde, Sinema Genel Müdürü Birol Güven'in katılımıyla 6 Aralık tarihinde "Türk Gecesi" adı altında bir resepsiyon düzenlenecek. Türk sineması ve dizilerinin Suudi Arabistan'da gördüğü yoğun ilgi ve olumlu etkinin pekiştirilmesi hedeflenen festivalin, aynı zamanda iki ülke arasındaki siyasi, turistik, ticari ve kültürel ilişkilere katkı sağlaması amaçlanıyor. Yeni sinemacıları cesaretlendirmek ve bölgedeki film sektörünün gelişmesine destek vermek amacıyla gerçekleştirilen festival, Arap ve uluslararası sinema camiası için bir buluşma noktası oluşturacak. Çeşitli türlerdeki heyecan verici hikayelerden animasyonlara ve dikkate değer belgesellere kadar geniş bir film yelpazesine yer veren festival, tüm sinematografik anlatım türlerini içeren, Suudi, Arap ve uluslararası yapımların özenle seçilmiş bir derlemesini sunuyor. Seçkideki bazı filmler, dünya, Orta Doğu ya da Arap dünyası prömiyerlerini bu festivalde yapacak. Etkinlik kapsamında 6-10 Aralık tarihlerinde gerçekleştirilecek Souk Project Market etkinliği ise 45'ten fazla ülkeden 160'ın üzerinde katılımcıyı ağırlayacak. Festival, 13 Aralık tarihinde sona erecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.